Esed-i Tusî, Gazneli Sultan Mahmut zamanında Horasan şairlerinin üstadlarından biriydi. Muhtemelen adını ilk kez duyduğunuz bu şairimiz, daha çok ilmî münazara şeklinde yazdığı şiirleri ile meşhurdur.
Esed-i Tusî’nin hayatını ve şahsiyetini öğrenmeyi sizin ilginize bırakalım ve hikmetli şiirlerinden klasik bir tat sunalım.
Şiirin adı Şeb ve Ruz. Yani Gece ve Gündüz. Adından da anlaşılacağı üzere, gece ile gündüzün yaratılmasındaki hikmeti münazara üslubuyla anlatıyor.
“Gece ve gündüzün atışması sırasında birbirlerine üstün gelmek için söyledikleri delilleri dinle.
Bu, gönülden gam ve kederin şiddetini uzaklaştıran bir serüvendir.
Onlar birbirlerine üstünlüklerini ispat etmek için mücadeleye giriştiler. Bu arada övme ve kınama konusunda şöyle sözler geçti:
Gece:
- Allah, gündüzü geceden yarattığı için gecenin fazileti daha fazladır. Gece Allah’a ibadet edenlerin değeri, O’nun katında gündüz ibadet edenlerden daha çoktur.
Musa kavmini Allah’a müracaat için geceleyin davet etti ve Lut kavmi de zulüm ve haksızlıktan gece kurtuldu. Muhammed A.S. Ay’ı gece iki parçaya ayırdı ve miraca geceleyin gitti.
Her ay otuz gündür. Fakat kadir gecesinin kıymeti, bir aydan bin kere daha yüksektir.
Gece ayıpları örter, gündüz ise ayıpları meydana koyar. Gece insanların rahatını, gündüz ise elem ve kederini artırır.
Gündüz namazın kılınmadığı zaman dilimleri vardır. Halbuki peygamber ve ümmetler gecenin her vaktinde kıldıkları namazlar ile övünürler.
Ben o padişahım ki tahtım yer, sarayım göklerdir. Ay benim başaskerimdir ve bütün şu dolaşan yıldızlar benim hizmetçilerimdir.
Senin güneşin senede ancak bir defa dönebilir. Benim Ayım ise bu mesafeyi bir aydan daha kısa zamanda kat eder.
Gündüz, gecenin bu sözlerini işittiği vakit kızarak şöyle dedi:
- Sus! Neden böyle aslı olmayan sözler söylüyorsun? Niçin böyle gündüzün aleyhinde bulunuyorsun? Arşın sahibi Allah, gündüzü, geceden evvel üzerine yemin ederek övmüştür.
İnsanlar orucu gündüz tutar. Allah haccın gündüz yapılmasını emretmiştir. Bayram ve mübarek cuma günü, hep gündüzdür.
İnsanlar haşirde gündüz mezarlarından kalkacak. İnsanların ilk yaradılışı da gündüzün meydana gelmiştir.
Sen aşıklar için zahmet, çocuklar için korku, ve hastaların zulüm ve sitemi değil misin? Baykuşlar, cinler, devler, hırsızlar ve bütün fesat ehli gece gezer dolaşır.
Benim aslım feleğin güneşinden, senin cinsin ise topraktandır. Ben ateş gibi parlağım, sen kömür gibi karasın. Bütün ufukların yüzü benimle güzelleşir, seninle çirkinleşir. Halkın gözünün nuru benimle artar, seninle azalır.
Benim rengim iman ve İslâm rengi, senin rengin küfür rengidir. Benim giysim sevinç, senin ki gam ve keder giysisidir. Senin yıldız ordularının ne kıymeti var? Benim güneşim bayrağını kaldırdığı vakit onların hepsi kaçıp gider.
Senin Ayının nuru benim güneşimin ışığından gelir. Nuru onunla artar ve her zaman onun hizmeti için boynunu eğer, iki büklüm olur.
Gündüzde üç vakit namaz farz olmuştur ama gecede sadece iki namaz. Sen varlık yönünle benden eksik olduğun için sende kılınan namaz, bende kılınan namazdan eksik olmuştur…”
| Duygu adasında olup bitenler
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış. Mutluluk, Üzüntü, Bilgi, Aşk ve diğerleri, bir gün adanın batmakta olduğu haberini almışlar. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için birer sandal hazırlamışlar. Aşk, son ana kadar adada beklemek istemiş. Ancak ada tamamen batmak üzereyken yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik çok büyük bir tekneyle geçmekteymiş. Aşk, “Beni de yanına alır mısın?” diye sormuş. Zenginlik, “Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın var, senin için yer yok.” demiş. Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir’den yardım istemiş. Kibir, “Sana yardım edemem Aşk… Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin!” diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: “Üzüntü, seninle geleyim.” “Of Aşk!.. O kadar üzgünüm ki yalnız kalmaya ihtiyacım var.” Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş ama o kadar mutluymuş ki, Aşk’ın çağrısını duymamış bile. Aşk, birden bir ses duymuş: “Gel Aşk! Seni yanıma alacağım…” Bu, Aşk’tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar mutlu hissetmiş ki kendini, onu yanına alanın kim olduğunu sormayı bile düşünememiş. Yeni bir adaya vardıklarında, Aşk’a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi ‘ye sormuş: “Bana yardım eden kimdi?” “O, Zaman’dı” diye cevap vermiş Bilgi. “Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?” diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş: “Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…” |
|
ESKİLERDEN YENİ BİR SÖZ Buğday, çavdara: “Ben gelinceye kadar yerimi tut.” demiş. Çavdar da: “Baklava, börekte olayım mı?” deyince, “Doğru dürüst sacın üzerinde dur da ince işlere karışma.” demiş.
Arada bir İnternet’te dolaşırken rastladığım ilginç yazıları dostlarla paylaşmak beni mutlu eder. Komik yazıların yayınlandığı bir sitede bakın ne buldum: Belli başlı yönetim şekillerini süt hesabıyla şöyle açıklayabiliriz: Komünizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, size süt verir. Faşizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, size süt satar. Diktatörlük: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, sizi de kurşuna dizer. Teokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, size süt duasına çıkmanızı öğütler. Bürokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, birini öldürür, sütü satar, kovayı da devirir. Demokrasi: İki ineğiniz varsa, ikisi de greve gider. Peki ya süt işleri bizde nasıl gidiyor derseniz: Devlet memurusunuz, haliyle ineğiniz yoktur. Hep inek alma hayaliyle çalışırsınız. Emekli ikramiyenizle, parasını repoya yatırmak için ineklerini satan birinin ineklerinden ancak birisini alabilirsiniz. Siz ineğin sütünü satarak bir inek daha almak için çabalarken, parasını ona katlayan reposever, süt çiftliği kurar. Ve ineğinizi yarı fiyatına satın almak ister. Siz satmazsınız. İneğiniz de bir ay sonra ölür. |
Alıntı : SemerkandDergisi.com
Akif Güler / Aralık-2000
